Şiddet Yükselişi: Medya ve Kültürel Etkiler
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddetin artan medya görünürlüğü, kültürel erozyon ve genetik yatkınlıklar arasındaki karmaşık ilişkiyi ele aldı.
Üsküdar Üniversitesi'nin kurucu rektörü ve deneyimli psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüz toplumunda artış gösteren şiddet olgusunu ve psikolojisini detaylı bir şekilde değerlendirdi. Prof. Dr. Tarhan, IPSOS'un 29 ülkeyi kapsayan araştırmalarına dayanarak, şiddet vakalarının istatistiksel olarak yükselişte olduğunu ve bu durumda medyanın kritik bir rol oynadığını belirtti.
Medyanın Çift Yönlü Etkisi ve Toplumsal Duyarsızlaşma
Medyanın, sıra dışı olaylara olan doğal ilgisi nedeniyle şiddet haberlerini sıkça gündeme taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu durumun hem farkındalık yaratma potansiyeli taşıdığını hem de aşırı tekrar nedeniyle toplumda duyarsızlaşmaya yol açtığını vurguladı. Tarhan'a göre, bazı bireyler şiddeti bir model olarak benimserken, diğerleri 'kötü dünya sendromu' ile kaçınma davranışı sergileyebilir; gençler saldırganlaşabilir veya depresifleşebilir. Günümüzde en belirgin artış gösteren şiddet türünün sosyal şiddet olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, empati eksikliği ile alkol ve madde bağımlılığının yaygın olduğu kültürlerde şiddetin ciddi boyutlara ulaştığını, cezasızlık algısının ise zorbalığı normalleştirdiğini söyledi. Kişinin kendine zarar verme özgürlüğünün bile olmaması gerektiğini savundu.
Utanç Duygusunun Zayıflaması ve Kültürel Çözülme
Şiddetin kültürel boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, utanma duygusunun zayıfladığı toplumlarda saygının azaldığına dikkat çekti. Japon kültüründeki utanç kavramının şiddeti düşük seviyede tutmadaki rolünü örnek gösteren Tarhan, “Japonya’da toplum önünde mahcup olma duygusu öyle güçlü ki, kişi utançtan intihar edecek noktaya gelebiliyor. Bu kültürsel kontrol mekanizması sosyal düzeni koruyor.” dedi. Ancak yeni nesillerde utanma ve empati duygularının erimesiyle birlikte saldırganlığın arttığını, çocukların başkalarının haklarını ve eşyalarını umursamamayı normal görmeye başladığını gözlemledi. Toplumsal çözülmenin temelinde benmerkezcilik ve nemelazımcılığın hızla yayıldığını belirten Tarhan, 1993 Dünya Küresel Ahlak Deklarasyonu'nda vurgulanan 'Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma' kuralının önemine yeniden ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Beynin Yeniden Programlanması ve Genetik Yatkınlık
Şiddet eğilimlerinin değiştirilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, beynin epigenetik ve nöroplastik yapısına işaret etti. Bir düşüncenin duyguyla birleştiğinde inanca, altı hafta sürdürüldüğünde alışkanlığa, altı ayda ise kişiliğe dönüştüğünü açıklayan Tarhan, yanlış bir düşünce fark edildiğinde beynin 'reprogramming' ile yeniden yazılabileceğini belirtti. Alternatif düşünce teknikleri ve zihinsel esnekliğin şiddet eğilimlerini dönüştürmede etkili olduğunu ekledi. Beyni aktif tutmanın sadece bilgi öğrenmekle değil, öğrenilenleri deneyimlemek ve anlatmakla mümkün olduğunu söyleyen Tarhan, “Beyin ‘ya kullan ya kaybet’ kuralıyla çalışır.” diyerek yeni deneyimlere açık olmanın önemine değindi. Şiddetin arkasında yatan nedenlerden birinin de depresyon ve stres olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde öfkenin çoğu zaman depresyonun bir dışavurumu olduğunu ifade etti. Küresel olarak yüksek stres seviyelerinin şiddeti ve intiharı artırdığını, özellikle gençlerde intihar oranlarının tehlikeli boyutlara ulaştığını vurguladı. Şiddetin önlenmesi için bireysel ve toplumsal düzeyde özdenetim, empati ve alternatif düşünme biçimleri kazandıracak erken yaş eğitimlerinin hayati olduğunu söyledi.
Şiddet ve Genetik İlişkisi: Doğuştan Suçlu Yok
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddetin genetik kökenleri üzerine yapılan çalışmalara da değindi. “Suç geni var mı?” sorusuna yanıt arayan araştırmaların ortak noktasının, saldırganlık eğilimiyle ilgili genlerin varlığına rağmen doğuştan suçlu veya psikopat olmadığını gösterdiğini aktardı. Dopamin ve COMT genlerinin bazı bireylerde saldırganlık eğilimini artırabildiğini ancak bunun suça yönelmek anlamına gelmediğini belirtti. “COMT geninin GG aleli özellikle ABD’de karma dövüş sporcularında çok yüksek çıktı. Ama bu hastalık değil, yatkınlık geni. Önemli olan kişinin o enerjiyi nereye kanalize ettiği.” diyen Tarhan, genlerin bir sermaye olduğunu ve bunun iyi ya da kötü kullanılmasının kişinin özgür iradesiyle ilgili olduğunu söyledi. Çocuklukta öğrenilen davranışların kader olmadığını, 15 yaşından sonra bunları değiştirme sorumluluğunun bireyde olduğunu vurguladı.
İlgili Haberler

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Mevlid Kandili: Peygamber Sevgisini Yenileme Fırsatı

Aşırı Sıcaklar Beyin Kimyasını Değiştiriyor

